DÜNYA TARIM VE GIDA İŞBİRLİĞİ ZİRVESİ | AGROSUM-2018

 “Endüstri 4,0 ve Toplum 5,0 Ölçekli Büyüme ve İşbirliği”

GİRİŞ

Dünya Tarım ve Gıda İşbirliği Zirvesi 2018 (AGROSUM-2018), Uluslararası Tarım ve Gıda Konfederasyonu öncülüğünde, 01-04 Mart tarihleri arasında Ankara’ da geçekleştirilecek. Enerji Su ve Gıda Enstitüsü, Türk –Arap Ekonomi ve Stratejik İşbirliği Derneği, Şangay İşbirliği Örgütü Ekonomik İşbirliği Kurumu İş Kulübü, Avrasya Kültür İşbirliği ve İş Lobisi Vakfı, Dünya Ticareti İş Geliştirme Konseyi, KALDER, Gıda Üreticileri ve Toptancıları Federasyonu, Türkiye Sağlık Vakfı, Gıda Güvenliği Enstitüsü’nün paydaşlığı ile yapılacak zirvede;  “Endüstri 4,0 ve Toplum 5,0 Ölçekli Büyüme ve İşbirliği” temaları ele alınacaktır.

İki yılda bir düzenlenmesi hedeflenen zirvede, öncelikli olarak uluslararası pazar sorunu görüşülerek çözümler üretilecek. Zirvede, tarım ve gıda sektöründe var olan “ÖNCE ÜRETİM SONRA PAZAR’’ anlayışından vazgeçilmesi ve “ÖNCE PAZAR SONRA ÜRETİM’’ anlayışına geçmenin koşulları tartışılarak, bu yönde karşılaşılan sorunların nasıl aşılması gerektiği ele alınacaktır. Bu bağlamda, hedeflenen bölgelerdeki kamu, arz-talep, proje ve danışmanlık hizmetlerinin de bir çatı altında toplanması ve oluşturulacak güç birliği platformu aracılığıyla uluslararası pazar ve ticaret yollarına kısa sürede ulaşılması ve ticaret hacminin artırılması hedeflenmektedir.

Başkent Ankara’da düzenlenecek AGROSUM-2018’e,  80 ülkeden tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren söz sahibi kamu kurum ve kuruluşları ile birlikte, en seçkin sektör temsilcileri, yatırımcılar, ithalat-ihracat firmaları, imalat ve hammadde üretici firmaları, iş adamları, sanayiciler, işletmeler, üretici ve tüketici kooperatifleri, birlikler, STK’lar, yerel yönetimler ve akademisyenlerin oluşturduğu kalabalık bir davetlinin katılımı bekleniyor.

AGROSUM-2018’de dünya tarım, gıda ve hayvancılık sektöründe ticaret ve kazanç hacmin en üst seviyeye yükseltilmesi hedeflenirken, Türkiye’nin de tarım, gıda ve hayvancılık sektöründe ihracat hacminin genişletilmesi,  uluslararası pazarlarda söz sahibi olması amaçlanıyor. Zirvede yerli ve yabancı üretici ve yatırımcılar bir araya getirilerek, azami seviyede iş birlikteliklerinin kurulabilmesi, çok boyutlu stratejik ve pratik katkıların sağlanması öngörülüyor.

GEREKÇE

Artan dünya nüfusuna paralel olarak gıda ihtiyacının karşılanması da,  evrensel sorunların başında gelmektedir. Bu da tarım sektörünü, yaşadığımız yüzyılda dünyanın en stratejik sektörü haline getirmektedir. Bunun yanı sıra, istihdam, tüketim harcamaları, diğer sektörlere hammadde temini, milli gelir ve ihracattaki payı, tarım sektörünün sosyoekonomik açıdan sahip olduğu önemi de bir kat daha artırmaktadır. Tarım politikaları geniş bir etki alanına sahip olması nedeniyle, ülkelerin siyasal, ekonomik ve sosyal politikalarının en önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır.

Tüm dünyada tarım sektörünün ana hedefi, ‘’arz ve gıda güvenliğidir.’’ Bu nedenle fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri itibariyle tüketime uygun, yeterli, sağlıklı, güvenilir, besleyici gıdaya erişim çok önemlidir.

Özellikle, ‘’Biyo-çeşitliliğin korunması ve GDO’’ lu ürünler karşısında geliştirilecek yaklaşımlar ve tedbirler sektörün geleceğinde belirleyici olacaktır.  Çevre ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği ilkesine bağlı kalınarak, tarımsal üretim ve arz güvenliğini destekleyen politikalarla, değişen tüketim alışkanlıkları ve ihtiyaçları doğrultusunda üretimi yönlendirmek, yeterli ve güvenilir gıda arzını sağlamak ve tüketicinin gıdaya ilişkin endişelerini gidermek temel önceliğimiz olmaktadır.

Giderek artan ‘’küresel ısınma’’ tüm canlıları tehdit ettiği gibi,  kuraklıklar, seller ve fırtınalarla toprak kayıplarına sebep olarak tarım sektörüne de en büyük zararı verecektir. Küresel ısınma bu nedenle, karşımıza en önemli risk faktörlerinden biri olarak çıkmaktadır. Dünya ülkeleri olarak, bu risk faktörünü göz ardı etmemiz, önlem almamamız söz konusu değildir.

Son yıllarda kimyasal tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin bilinçsizce kullanımı üretimde ciddi bir artış sağlasa da, bu ürünlerin tüketime sunulmalarıyla birlikte, insan sağlığında ve ekolojik dengede telafisi olmayan bozulmalara neden olmaktadır. Kimyasal ürün kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi olan ‘’organik tarım’’, eko sistemde hatalı uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermektedir. Toprak verimliliğinde devamlılık sağlayan biyolojik mücadele ile hastalık ve zararlılar kontrol altına alınarak, insana ve çevreye dost sistemler içeren bir üretim şekli olarak önem kazanmaktadır.

‘’Güvenilir gıda arzı’’ ve güvenliğini sağlamak ve insan beslenmesinde en değerli ürün grubuna sahip olan hayvansal kökenli ürün talebini karşılamak, temel tarım politikaları arasında yer alması nedeniyle, hayvancılık gelişmiş ülkelerde bir endüstri ve ekonominin ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen, birçok ülkede geleneksel tarım kültürü içerisinde hayvansal üretim, bitkisel üretimden sonra gelmektedir. Hayvancılık kesintisiz bir üretim dalı olup, üretimin sürdürülebilir olması için yoğun bir iş gücüne ihtiyaç duyulmasıyla, büyük bir istihdam kaynağı da oluşturmaktadır. Bu çerçevede, hayvancılık sektörü, önümüzdeki dönemlerde de ülke ekonomileri ve insan beslenmesindeki önemini artırarak sürdürecektir.

Tarım sektörünün kalıcı ve uzun vadeli bir sektör haline dönüştürülmesi için, bitkisel ve hayvansal ürünlerin bir mala, hizmete dönüşmesi ve bunların da sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Ekonomik, verimli ve rasyonel olmayan bir yaklaşım sürdürülebilir kalkınmanın önünde engel oluşturmaktadır. ‘’Sürdürülebilir’’ tarım yaklaşımını etkileyen başlıca hususlar; sulama, erozyon, şehirleşme, sanayileşme, turizm, çevre kirliliği, fazla girdi kullanımı, mera ve çayırların ıslahıdır. Sürdürülebilir tarım yaklaşımının temeli olan, kırsal alanda üretim yapan çiftçilerin bulundukları yerlerde faaliyetlerini sürdürebilmeleri, hak ettikleri refah düzeyine ulaşmaları, çiftçilere altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin götürülmesi, ekonomik faaliyetlerinin geliştirilmesi, yerel potansiyelin değerlendirilmesi, doğal ve kültürel varlıkların korunmasını hedefleyen kırsal kalkınma önümüzdeki süreçte öne çıkacaktır. Tarım sektöründeki altyapı ve yatırım eksikliği, yüksek maliyet-düşük verimle üretim yapan bir tarımsal yapının kurulmasına ve rekabet gücünün azalmasına neden olmaktadır. Daha yüksek verimle, daha fazla ve kaliteli üretim yapabilmek için gerekli olan tarımsal verimlilik ve rekabet düzeyini artırabilmek için, yatırım eksikliğinin giderilmesi, bilgi ve teknolojinin daha fazla kullanılıp iç üretim potansiyelinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada, bir taraftan ‘’tohum ve nesil ıslahı’’ başta olmak üzere her türlü Ar-Ge faaliyetinin geliştirilmesi, diğer taraftan akademik ve sektörel faaliyetlerin stratejik bir yaklaşımla bütünleştirilmesi elzemdir.

Millî gelir ve istihdamdaki payı nedeniyle ekonominin temel unsuru olan tarım sektöründeki büyüme; toplumun refahı, zenginliği ve yaşam kalitesini arttırma ve sürdürülebilir kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Kişi başına düşen tarım alanı miktarının azalması, mevcut tarım alanlarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılması ve hayvancılık sektörünün uluslararası rekabete uyum sağlayacak stratejik bir yaklaşımla ele alınması gerektirmektedir.

Tarım sektörü ve kırsal kalkınmada yaşanacak başarılı bir dönüşüm, sadece kırsal alanı etkilemeyecek, göç ve hızlı nüfus artışı ile altyapı ve sosyal sorunlarla baş etmek zorunda kalacak olan şehirlerin de bu süreci sancısız bir şekilde yaşamalarını sağlayacaktır. Uygulanacak destekleme politikaları ile üretici gelirlerinde istikrar sağlanması, güvenilir gıda arzının temini ve haksız rekabetin önlenmesi, hayvanların kendi doğalarına uygun şekilde yetiştirilmesi, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların önlenerek ‘’halk sağlığının korunması’’ temel politikalar arasında önemli yer tutmaktadır.

Tarım gıda ve hayvancılık için ‘’gelecek vizyonu’’ olan ülkelerin, ekonomik, sosyal, çevresel ve uluslararası gelişmeler boyutunu bütüncül bir yaklaşımla ele alan örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörü oluşturması gerekmektedir. Gelecek vizyonu, stratejik hedefi olan sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, bir çerçeve stratejidir. Bu strateji; sürdürülebilir tarım, gıda ve hayvancılık hedefini de içermektedir. Stratejik tarım ve gıda vizyonu; toplumun sağlıklı beslenme gereksinimlerini yeterli nicelik ve nitelikte, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir yollarla karşılayabilen, biyolojik çeşitliliğini koruyan ve toplumsal yarara dönüştürebilen, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir, verimliliği artan tarım ve tarımsal sanayinin de katkısıyla, uluslararası alanda rekabet edebilen ülkeler profilini ortaya çıkaracaktır.

2007-2008 döneminde ortaya çıkan ‘’dünya gıda krizi’’ insanoğlunun en temel gereksinimi olan beslenmesini etkilediği için, etkisi diğer krizler kadar dolaylı olmamaktadır. Ekonomik kriz, petrol krizi, küresel kriz ve benzeri krizler gıda krizi sorununun yansımasıdır. Dünya çapında gıda fiyatlarındaki yüksek artışlar bir küresel krize dönüşmüş, siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklarla tüm ülkelerde sosyal huzursuzluklar ortaya çıkmıştır.

Dünya gıda krizinin temel nedeni arz ve talep dengesinin değişmesi ile ilgilidir. Ancak bu temel nedeni tetikleyen etkenler; gelişmekte olan ülkelerdeki güçlü ekonomik büyüme, tarımsal ürünler, arz miktarlarındaki artış oranının yavaş olması, tarım ürünlerinin stok miktarlarının azalması, petrol fiyatlarındaki artışlar, dış ticarette gelişmiş ülkelerin aşırı korumacı politikaları ve yüksek sübvansiyonlardır. Neticede, geçmiş tecrübeler, tarımın stratejik önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hâlihazırda gıda fiyatlarındaki yükseliş, 2007-2008 krizine benzerliği nedeniyle piyasalarda tedirginliğe yol açmaktadır. Bu durum, küresel piyasaların yakın takibini zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, dünya nüfusunun 2050’ye dek 9 milyara ulaşacağı ve doyurulabilmesi için gıda üretiminin yaklaşık % 70 artırılması gerektiği öngörülmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerdeki büyüyen orta sınıf, gıda harcamalarını artırmaktadır. Bu nedenlerle uzun vadede, gıda ürünlerine olan talep artışı kaçınılmaz olacağından, tarımsal ve besicilikle ilgili üretim ve verimliliğin artışına yönelik çalışmaların hızlandırılması tüm ülkelerin öncelikli gündemidir.

Dünyada ekonomik gelişmeler hızla devam etmektedir. Dünya tarım ve gıda ticaret hacmi 1,6 trilyon doların üzerine çıkmıştır. Günümüzde artan dünya ticaret hacmi ve gittikçe şiddetlenen rekabet ile birlikte, şirketlerin Pazar paylarını yükseltme çabaları hızla artmaktadır. Bu rekabet ortamında kalıcı olmak uluslararası alanda başarılı olmaya bağlıdır.

Tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’ de dünya tarım, gıda ve hayvancılık ticaret hacminde hak ettiği payı ve yerini alabilmek için birçok destek, teşvik, hibe ve kredi argümanları ortaya koymakta ve bu enstrümanlarla uluslararası yatırımcı çekmeye, girişimcilik ruhunu tetiklemeye çalışmaktadır. Sektör temsilcileri ise bu olanaklarla birlikte uluslararası yeni pazarlara girmek için yeni işbirlikleri kurmaya ve bu argümanlar üzerinden dünya yatırımcısına ulaşmaya çalışmaktadır.

KATALOG