TÜRKİYE ‘NİN POTANSİYELİNİ DEĞERLENDİRMEK;

Bir tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye, Dünya’da en fazla endemik bitki çeşitliği sahip, dört ayrı mevsim varlığı, jeopolitik konumu, 0 rakımından 2500 rakıma kadar 12 ay aralıksız tarım üretebilen, genç ve dinamik nüfusu ile bilgi, tecrübe ve alt yapısı hazır olan ender, belki de tek ülkedir.

Türkiye, tarım ve gıda üretimi için topoğrafik, jeolojik, iklimsel ve endemik her türlü imkâna sahip olduğu gibi, Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Avrasya’nın arasında köprü vazifesi gören, 4 saatlik uçuş mesafesinde 50 den fazla ülkeye ulaşabilen yine tek ülke konumundadır.

Dünyada henüz tam adı konmamış ama herkes tarafından bilinen 2007/2008 yılı gıda krizi, aslında Türkiye’nin tarım ve gıda sektörü için yeni bir fırsat yaratmıştır.

Türkiye’nin kalkınma planlarında, tarım ve gıda sektörüne yönelik doğru stratejiye ve (MİLLİ TARIM PROJESİ) yeterli desteğe sahiptir. Yakın ve orta zaman diliminde dünya gıda sektöründe lider, söz sahibi bir ülke konumuna gelebilmesi için her türlü alt yapıya sahiptir. Türkiye, var olan potansiyeli ve içinde bulunduğu uygun şartlar ile bu hedefe ulaşma konusunda yeterli desteği vermektedir.

Türkiye; tarım ve gıda sektöründeki potansiyelini, bilgi ve tecrübesini, jeopolitik konumunu, etrafındaki ülkelerin (özellikle İslam Ülkeleri) tarım ve gıda ithalatçısı olma özelliğini kullanarak, dünya ticaret hacminden hak ettiği payı alabilmelidir.

Dünya ülkelerinin gıda tedarikini en etkin, en kolay ve en ucuz yoldan ulaşabilme olanağına sahip olabilmesi adına çalışmalar yürütmektedir.

Türkiye, 1,5 trilyon dolarlık dünya tarım ve gıda ticaret hacminde hak ettiği paya en kısa zamanda ulaşacaktır. Bunun için uluslararası yeni pazarlar, pazara girmek için yeni platformlar, iletişim ağları kurmakta aynı zamanda üreticisine, işletmecisine, yatırımcısına gerekli tüm alt yapı ve eğitimi vererek girişimci ruhu tetiklemeye çalışmalıdır.

TÜRKİYE merkezli tarım ve gıda sektörüne yönelik bir ZİRVENİN oluşması, Türkiye’nin halen net gıda maddeleri ihracatçısı olması yanı sıra bölgesindeki ülkeleri arasında sektörel bilgi, teknoloji, mühendislik ve mekanizasyon varlığı bakımından en gelişmiş ülkelerden biri konumundadır.

Bu varlığımız, bilgi, tecrübe ve mevcut potansiyelimizle, MİLLİ TARIM projelerimizin yaratacağı beklenen üretim artışı her alanda net bir ihracatçı olabileceğimiz ortadadır.

Tarımsal ürün ithal eden Körfez, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrasya ülkelerine coğrafi yakınlığından dolayı önemli bir avantaja sahip ülkemiz bu konumunu fırsata çevirmelidir.

Körfez, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrasya ülkelerinin Avrupa ve Balkanlar arasında bir köprü vazifesi yapan ülkemiz, hedef bölgenin gıda tedarikçisi olarak konumunu güçlendirmelidir.

Ülkemizin 2023-2071 vizyonu içinde hedefine ulaşabilmede en etkin, en kolay ve en ucuz yoldan ulaşabilme olanağının tarım ve gıda sektörü olduğunu değerlendirmelidir. Biran önce Türkiye tarımsal üretimde de yatay büyümeyi bırakıp dikey büyümeye yani bilgi, marka, teknoloji ve Ar-Ge’ye daha fazla odaklanmak, uluslararası pazarda söz sahibi olmak zorundadır.

Ülkemiz üreticileri “ÖNCE ÜRETİM SONRA PAZAR anlayışından, ÖNCE PAZAR SONRA ÜRETİM” anlayışa geçmeleri şarttır. Son dönemlerde yaşanan Rusya krizinden ders alınmalıdır. Ülkemiz üreticilerinin sürekli yeni pazarlar bulmalı ve bu pazarları hem ürün çeşitliliği hem de ülke çeşitliliğini artırmalıdır.

Bu amaçlar doğrultusunda ülkemiz tarım ve gıda sektörümüzün ulusal ve uluslararası arenada daha etkin bir tanıtımı, bilinirliliğinin ve sürdürülebilirliğini artırmak, ihracatını yükseltmesine yardımcı olabilmek için “DÜNYA TARIM VE GIDA İŞBİRLİĞİ ZİRVESİ PROJESİ” organize edilmiştir.

Bu organizasyon hem ülkemizin dünya tarım ve gıda ekonomisindeki yerini pekiştirecek hem de ülkemizin tanıtımına destek vereceğini düşünmekteyiz.

İhracata dayalı ekonomik büyüme modeline örnek teşkil eden ülkelerin uygulamalarının sadece kendi iç dinamikleri ile değil, dış çevre şartlarının sunduğu fırsat ve tehditler ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Her gelişmekte olan ülke gibi Türkiye’nin de gelecekten beklentileri ve hedefleri vardır. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle gelişmiş ülkelerin yoğun olduğu Avrupa pazarının merkezine yakın olması, petrol zengini Arap ülkelerine ve İslam bloğuna yakınlığı, bakir Doğu bloku ülkeleri ve Türki Cumhuriyetleri arasında bulunması, Türkiye’nin hedeflere ve fırsatlara yakınlığı hakkında ipuçları vermektedir.

Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin aynı zamanda demokratik ve laik bir ülke olması, hem Avrupa için hem de İslam ülkeleri için önem arz etmekte ve Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler içinde ön saflarda yer almasını sağlamaktadır. Bu fırsattan Türkiye’nin bütün unsurları ile yararlanmaya çalışması ve kendisine daha iyi bir yer ve gelecek temin edecek hedefleri belirlemesi gerekmektedir. Mevcut koşullar altında Türkiye artık kendi iç piyasası ve sadece AB piyasasının içinde değil, dünya ölçeğinde ve özellikle İslam ülkeleri nezdinde nasıl bir strateji izlemesi gerektiğinin hesabını yeniden yapmak durumundadır.

KATALOG